25 Haziran 2014 Çarşamba

Ortak Akıl

Bir kişinin diğerine herhangi bir konuda fikrini, düşüncesini sorması bazıları tarafından fikri soranın yetersizliği olarak algılanır hemen.  Ne kadar sığ bir yaklaşımdır ki bu, aklı ermediği için, yol yordam bilmediği için başkalarından akıl alıyor sanılır.  Oysa ki gerek bireyleri, gerekse toplumları doğru yola çıkartan yada daha ileri götüren şey kümülatif akıldır. 
Özellikle toplum adına karar verenlerin, toplumsal çıkarları korumakla mükellef olanların her türlü bencillikten uzaklaşarak kümülatif akıldan istifade etmeleri gerekir. Böylece kendi tercihlerini topluma dayatmaktan kurtulur, toplumsal saygınlıklarını daha da arttırırlar.
Ortak aklı kullanmak; çok önemli sorunların çözümünde kullanılması gerektiği gibi çok basit sorunların daha da büyümemesi için de mutlaka kullanılmalıdır.  Arkadaşlarınızla gideceğiniz bir yemeğin mekânı konusunda onların fikrini almak, memnuniyetsizlikleri en aza indirmek için mutlaka kullanılmalıdır.  Ama her zaman karşı mekanizmalar geliştirilebilir: Herkesi hiç bir zaman mutlu edemezsin, nereye gidersek gidelim mutlaka memnun olmayan birileri çıkacaktır.
Evet bu doğru ama mutsuz bireylerin sayısını azaltmak mümkünken niçin burnumuzun dikine gidelim ki.
Bir de saplantılı bireyler vardır toplumda, en basit konularda bile kendi tercihlerini ölesiye savunurlar, asla geri adım atmazlar.  Bu kişilerden mümkün olduğu kadar uzak durmak en faydalısıdır, çünkü tartışmak hiç bir zaman fayda etmez.

15 Aralık 2008 Pazartesi

Mustafa filmi-Filmi izlemeden

Evet filmi izlemeden bu film üzerine bazı şeyler söyleyeceğim. Aslında filmi izlemeden yorum yapmamak lazım ama pek büyük gazetelerin pek büyük köşelerini kapmış pek büyük zatlar bunu yapıyor ama dedik ya onlar pek büyük diye. Ben yine de bunu yapmayacağım. Ben film üzerine koparılan fırtınalara değinmek istiyorum.
Olay sanırım ilk olarak Vatan Gazetesinin bir haberiyle gündeme oturdu. Vatanın ortasına Hürriyette kafaya çıktı ve ortalık bir anda karıştı.
Öncelikle film gösterime girmeden önce ve doğal olarak filmi izlemeden önce pek muhterem Ertuğrul ÖZKÖK beyefendi hazretleri filmin sponsorluk hikayesi üzerine bir köşe yazısı yayınladı ve bu yazıda özetle Turkcell'in devletin kurduğu baskıdan korkarak Atatürk filmine sponsor olmadığından dem vurulmakta. Hemen bir gün sonra Hürriyet Gazetesinde bir haberle konu gündemde tutulmaya devam ediliyor. Filmi izlemeyen ve ne olup bittiğini anlayıp dinlemeyen bir grup Turkcell'e veryansın etmekte ki bu habere yapılan 231 yorum incelendiğinde bu gayet net olarak anlaşılmakta. Yani halk üzerinde istenilen etki yaratılmış durumda. Genel kanaat Turkcell hükümetle ters düşmemek için bu filme sponsor olamadı, başka bir deyimle korktu sponsor olmaya, o zaman hatlarımızı iptal ettirmeliyiz, artık bu şirketle çalışmamalıyız vs. vs.
Bu arada Turkcell bir basın açıklaması yayınlıyor. Söylenen tam olarak şu: "Çalışmalarına saygı duyduğumuz proje yapımcısıyla yaptığımız ön görüşmelerde, filmin beklentimiz yönünde Atatürk’ün liderliğini, dehasını ve kahramanlığını dünyaya tanıtmaktan çok, Atatürk’ün özel hayatına odaklanan bir film olduğunu görünce projede yer almayı tercih etmedik. " Ama bununla ikna olmayan ve filmi izleme fırsatı da bulamayan bir kısım vatandaş, hala Turkcell'e hınç dolu. Çünkü söylenenleri sadece kendilerini kandırmak için uydurulmuş yalanlar olarak görmekte.
Bu arada bir açıklama da filmin yapımcısından yani Can Dündar'dan geldi. Okuduğum açıklamadan edindiğim intiba odur ki Can Dündar Turkcell'e esasta hiç bir suç yüklememekte, yalnızca usule ilişkin bir kırgınlığı var. Turkcell sponsor olmak için tüm görüşmelerde Dündar'ı muhatap alırken, sponsor olmaktan vazgeçtiklerini Dündar'ın ofisinden bir görevliye şifahi olarak bildirmeyi yeterli görmüş. Açıkça söylememekle birlikte Dündar bunu pek şık bulmamış ve üzülmüş. Bundan öte Turkcell'e yönelik tek bir suçlama yok. Dündar'ın yazısı biraz daha detay vermekle birlikte Turkcell'in açıklamasına tamamen paralel bilgiler içeriyor.
Bu arada film 29 Ekim 2008 günü vizyona giriyor ve ciddi sayıda insan filmi izlemeye gidiyor. Filme ilişkin tepkiler ise bununla birlikte yön değiştirmeye başlıyor. Can Dündar'a yönelik ciddi suçlamalar var. Atatürk'ün özel hayatına lüzumsuz olarak fazla girildiği ve hatta bununla da kalınmayıp yanlış bilgilerin verildiği, Atatürk'ün yanlış tanıtıldığı, bu filmin Atatürk'ü sevdirme amacına hizmet etmeyeceği, Atatürk'ün sigara ve içki içmesi üzerinde fazla durulduğu, Atatürk'ün yalnız adam olarak gösterilmeye çalışıldığı gibi bir dizi suçlama yöneltilmekte temel olarak Can Dündar'a.
Peki bu arada filme sponsor olmayan Turkcell'in doğru yaptığına ilişkin hiçbir yazı var mı ortalıkta? Bir tek Ali Atıf BİR hocanın bir kaç yazısı var izleyebildiğim kadarıyla. Peki Hürriyet, NTV, Vatan gibi yayın organlarında Turkcell'e yönelik bir özür ifadesi yer aldı mı? Ben görmedim, duymadım.
Bu arada yine ilgimi çeken bir şey daha var: Mustafa filmine sponsor olmadığı için Turkcell'e saldıranlar, film hakkında Turkcell'in tereddütlerinin haklı olduğu anlaşıldıktan sonra filmin sponsoru Sabancı grubu hakkında hiçbir şey söyledi mi yada yazdı mı? Tabii ki hayır. Tüm bunları bir arada değerlendirince olup bitenin reklam payları ile ilintili olduğuna ilişkin haberlere inanmamak elde değil doğrusu.
Bu arada Mustafa filminden sonra hakkında tam bir linç operasyonu gerçekleştirilen Can Dündar'da her ortamda derdini anlatmaya çalıştı. O bir anlamda şanslıydı çünkü bunun için uygun mecralarda yer alabiliyordu. Kendisi de medya dünyasında yer aldığı için sesini duyurmaya çalışıyordu ama nafile. Belli bir kesim tüm bunları hiç duymadı. Özellikle Ayşe Arman'ın yaptığı röportajı beğendim doğrusu.
Son bir şey daha; Mustafa filmi hakkındaki en detaylı arşiv çalışmasını sanırım yine Can Dündar yaptı. Web sitesinde filme ilişkin olumlu yada olumsuz her yazıya yer vermiş. Bunun içinde kendisini gerçekten kutlamak isterim.

1 Aralık 2008 Pazartesi

Tekrar

Biliyorum uzun zaman oldu yazmayalı ama uzun zamandır kitapta okuyamıyordum. Sanırım biraz yoğunluk biraz da ihmal var. Bu arada bir oğlum oldu, bir de kızım vardı abla oldu erken yaşta. İkisi de dünya tatlısı.
Kitap okumak konusunu da da biraz boşlamıştım ama yeniden bir şeyler aldım elime. Hafta sonu Kemal Tahir'in Devlet Ana'sını okudum. Türkçe çok iyi kullanılmış gerçekten. Osmanlı Beyliğinin kuruluşu üzerine yazılmış bir roman. Konuda, üslupta çok iyi, daha ne olsun. Kitap ikinci elden aldığım ilk kitap aynı zamanda yazarın okuduğum ilk kitabı. Geç kalmışım Kemal Tahir okumak için. Kemal Tahir'den okuyacağım ikinci kitap olarak Kurt Kanunu var aklımda.
Bu günde "Bir Mubadilin Hatıraları" isimli kitabı bitirdim. Dün okumaya başlamıştım, 76 sayfalık bir kitap. Lozan mubadili bir Kavala'lının, Kobakizade İsmail Hakkı'nın hatıraları. Edebi değeri yüksek olmayabilir ama Selanik muhaciri bir ailenin torunu olarak bu konular her zaman ilgimi çekti. Daha öncede Tarih Vakfı'nın yayınladığı Kemal Arı'nın Büyük Mübadele isimli kitabını okumuştum. Dedelerimden dinlediklerimle harmanlıyorum okurken ve bana garip bir heyecan veriyor bu.

10 Eylül 2008 Çarşamba

Paralimpik Oyunları




Bir diğer adı Özürlüler Olimpiyatları. Düzenlendiğini bilirdim ancak bu seneye kadar hiç ilgilenmemiştim. Yaz olimpiyatlarının yapıldığı şehirde ve olimpiyatlardan iki hafta sonra düzenlenen oyunlar ilginç yarışmalara sahne oluyor. Özellikle TRT-3'te yapılan yayınları denk geldikçe izliyorum. İnsanların azmine hayran kalmamak elde değil. Gerçekten yapılan müsabakalar çok zevkli ve bir o kadar da heyecanlı. Bunun yanısıra sporcuların yarışmalar esnasında kullandıkları protezler de oldukça ilgi çekici.
Bir de yarışmaları kategori etmek için kullanılan ifadeler dikkatimi çekti. T44 , T54 gibi ifadelerle sanırım özür grubuna göre bir gruplama işlemi yapılmış. İlk 1960 yılında düzenlenen oyunları takip etmenizi tasiye ederim.
Fotoğraflar bu siteden.

25 Ağustos 2008 Pazartesi

Eurovision


Bu yıl TRT ülkemizi temsil etmesi için Hepsi grubuna ve Gökhan ÖZEN'e teklif götürmüş. Hepsi grubu için yorum yapmayacağım ama diğer adayı düşününce gönlüm onlara doğru kayıyor . Gökhan ÖZEN'i hep Kıbrıs'ta jet ski ile kaybolmasıyla hatırlıyorum çünkü. Rusya'da kaybolarak puanımızı yükseltebilir mi bilmiyorum ama ülkemizde popülaritesini yükselttiği kesin.

Doğrusu 1980-1990'lı yıllarda bize ulusal bir mesele olarak empoze edilen yarışmayı son yıllarda pek izlemez oldum. Biraz Sertab ERENER'in başarısı ile toplumsal popülaritesi arttı yarışmanın ama bir dil sorunu doğurdu bu başarı aynı zamanda. Sertab'ın sesini oldum olası beğenirim, parçanın ritmi ise gerçekten çok güzel ama, ve hatta kocaman bir ama var devamında; parça ingilizce. Ülkem insanı, çok ciddi bir çoğunluğunun anlamadığı, ne dediğini bilmediği bir parça ile temsil edildi yarışmada. Pek doğru gibi gelmiyor bana. Yarışmayı kazanınca sevinmedin mi derseniz, sevindim fakat bir burukluk vardı içimde.

Bir kaç sözde yarışmanın puanlama sistemi üzerine söylemek istiyorum. Bu düzen ve yaklaşım devam ederse Rusya kendisinden ayrılan devletlerin oyları ile her sene ilk üçe girer. Kıbrıs Rum Kesimi Yunanistan'a, Yunanistan'da Rumlara tam puan verir, Azerbeycan ile biz paslaşırız, Baltık cumhuriyetleri birbirini destekler vs. vs. Sonunda gelen başarı ne kadar müzikal bir başarıdır doğrusu bilemeyeceğim.

14 Ağustos 2008 Perşembe

2008 Pekin Olimpiyatları

Her ne kadar mesai saatlerine denk geldiği için açılışını seyredemesem de mümkün olduğunca yarışları izlemeye çalışıyorum. Televizyonda yarışmalar gösterilirken, her yarış için ayrı bir sembol kullanılıyor. Bu sembollere piktogram denilmekte imiş. Aslında piktogram vikipedi'de "bir eşyayı,bir objeyi, bir yeri, bir faaliyeti, bir kavramı resmetme yoluyla temsil eden semboldür" şeklinde tanımlanıyor. Bunların belli bir fikri temsil etmek için kullanılanlarına da ideogram deniliyormuş.
Olimpiyatlarda kullanılan piktogramlar ciddi grafik çalışmaları neticesinde ortaya çıkmakta, hemen hemen her olimpiyatta farklı piktogramlar kullanılmakta. 2008-Pekin Olimpiyatlarında kullanılan tüm piktogramlara şu sayfadan ulaşmak mümklün. 1964-Tokya olimpiyatlarında itibaren yapılan tüm olimpiyatlarda kullanılan piktogramlara da aynı bağlantıdan ulaşılabilir. Ben en çok 1992-Barcelona, 2004-Atina ve 2008-Pekin olimpiyatlarında kullanılan piktogramları beğendim. Ancak 2004-Atina olimpiyatlarında kullanılan piktogramlar diğerlerinden oldukça farklı.

12 Ağustos 2008 Salı

Erzincan şehitleri için

Dokuz evin direği yıkıldı dediler, oysa, dokuz direk daha dikmiştik yıkılmasın diye mahşere kadar bu devlet. Dokuz doğurmuştu analar yetiştirene kadar ama, bugün için çekilmişti zaten o cefalar. Dokuz eve ateş düştü dediler, oysa hainlerin yaktığı ateş sönsün diye, onlar kanlarını döktüler. Evet, gençtiler ve hayalleri vardı. Şehit olarak hayallerinin en büyüğünü gerçekleştirdiler.